Abdülhamid Han’da kusur aramak

Bu başlığı yazarken bile acaba haddimizi aştık mı dedim kendi kendime…

Aslına bakarsınız bu yazıyı yazmaya mecbur kaldım diyebilirim…

Çevremizi, arkadaşlarımızı üzen bir olay meydana geldi, birkaç gün önce sosyal medyada Abdülhamid Han hakkında şu sözler paylaşıldı:

“Elinde güç olduğu halde kullanmadı, devleti eşkıyalara teslim ederek hataya düştü, o gün bugündür Alem-i İslam’dan kan ve gözyaşı eksik olmadı…” diyerek eleştiride bulundular.

Bu sözleri sarf edenlerle bu sözlere karşı çıkanlar arasında tartışmalar birkaç gündür devam etmekte.

Şimdi isterseniz “ Cennet Mekan Abdülhamid Han”ı büyüklerimizden tanıyalım ve hakkında önce birkaç bilgi verelim..

Esseyyid Fehim Arvasi hazretleri (Kuddise Sirruh) : “Dini İslam Abdülhamid Han-ı sani ile kaimdir” buyurmuşlar.

Esseyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri (Kuddise Sirruh)  : “Padişahlar hacca gitmede ma’zurdurlar. Her sene bedel gönderirler ki bu kimseye emir’ül hac derler Sultan Hamid merhum her sene hüccacın yüzde beşini memleketlerine badi hevâ olarak gönderirdi. Yol masraflarını iaşelerini ve bütün ihtiyaçlarını te’min ederdi. Demek eski padışahlar hep böyle imiş. Surre emini ile her sene on dört deve yükü altunu Hazine-i Hassa (35)dan gönderirlerdi.” “Osmanlı padışahları dindar insanlardı, dini muhafaza ettiler, dinin direği idiler. Sultan Abdulhamid hal’ olununcaya kadar muhafaza ettiler.” buyurmuşlardır…

Peki hal edildiği gün elinde, engelleyecek bir güç  var mıydı? Yani durdurabilir miydi? Kaynaklar bu konuda neler söylüyorlar, bir de bu açıdan bir göz atalım. Öncelikle şunu söyleyebilirim ki, tahttan indirildiğinde sandığımız gibi, ya da bize anlatılanlar gibi yanında güçlü bir birlik yoktu. 33 sene mücadele ettiği iç ve dış düşmanlar devletin altını oymuş, bombaları yerleştirmiş, fitilide ateşlemişti..

Tahttan indirildiği gün neler oldu? O gün yanında bulunan öz kızı Ayşe Osmanoğlu anlatıyor:

“Şiddetli top sesleri sarayın duvarlarına aksedip camları sarsarken kalbimde duyduğum ızdırapla gözlerimden yaşlar boşandı. İlk sözlerim, Cenab-ı Hakk’a yalvararak, “Allah’ım! Babama acı. Hayatını bağışla!” diye dua etmek oldu. Taht, taç, bunlar hep boş şeylerdi. Şimdi bize yalnız onun hayatını korumak, ölümden, ecel-i kazadan muhafaza olunması için dua etmek, Rabbimizden yardım beklemek kalıyordu. Sığınağımız Allah’tı. Küçük yaşlardan beri sarayın eskilerinden dinlediğimiz Sultan Aziz’in hal’i ve katli, bu müthiç felaket, dimağlarımızda yer etmişti. Şimdi bizim başımıza da aynı halin gelmesi ihtimali vardı. Bu korkulu düşünce ile harap ve perişan titriyor, gözlerimden yaşlar boşanıyor, hıçkırıyordum.

Sarayın her yerinden feryatlar yükseliyor, ah ve enin sesleri arasında –Allah, Efendimize acısın- nida ve duaları işitiliyordu.”

Görüldüğü üzere, ne sıkıntılar, ne acılar yaşanmış… Peki o gün sarayda kimler vardı? Daha doğrusu kimler kalmıştı? Yine aynı kitaptan devam edelim:

“Saray büyük bir korku ve hakiki bir karanlık içindeydi. Elektiriklerle havagazları sönmüş, sular bile kesilmişti. Gece bekçileri, sadık zannettiğimiz Arnavut kapıcılar, hademe ağalar, bahçıvanlar, tablakarlar, hatta haremağaları bile, çoktan çıkıp gitmişlerdi. Koca sarayda kadınlardan başka kimseler kalmamıştı. Sinir buhranları geçiren, korku ve dehşetten bayılan kadınlar görülüyordu. Etrafımız abluka içindeydi. Arada silahlar atılıyor, sarayın bahçesine kurşunlar düşüyordu. Bu sesler bizi iliklerimize kadar titretiyordu” (sy:144-147)

Daha detaylı okumak isteyenler “Ayşe Osmanoğlu – Babam Sultan Abdülhamid” adlı kitaptan okuyabilirler.. Devamında yiyecek bulmakta bile güçlük çektikleri, o gün biraz ekmek bulup suya batırarak yediklerini de anlatıyor..

Yani sırf eleştirmek veya kıyas yapmak için (Sosyal medyada) o yazıları yazanların bütün çabaları ve eleştirileri ilk ağızdan çürümüş oluyor. Abdülhamid Han’ın 33 yıllık mücadelesi ve hayatı, hatta daha öncesine gidersek şehzadelik dönemi, her babayiğidin kaldırabileceği bir hayat ve mücadele değildir. Vatanı eşkıyaya teslim etti demek aslında biraz da 33 yıllık mücadelesini görmemektir. Devleti vermek bir yana şöyle dursun, o; devleti malıyla canıyla savunmuş mübarek bir insan değil midir? En büyük düşmanlarının bile saygı kelimeleri ile andığı sultan, Abdülhamid Han değil midir? Biz bir yandan kendi ülkemizde ki muhteşem rezalet isimli dizi filmi bile ekranlardan kaldıramamışken, Fransa’da Peygamber Efendimiz’e (Sallallahu aleyhi ve sellem) hakaret içeren tiyatro oyununu durdurtmuş, yoksa bunun savaş sebebi olacağını söylemiş insan Abdülhamid Han değil midir?

Durun dostlar durun, adı anıldığı zaman şöyle derin bir nefes aldığımız, bir yandan da hüzünlendiğimiz, bazen gözyaşlarımızı tutamayıp ağladığımız, bizden bir asır önce yaşamış fakat düşmanlarının gölgesinde bile olsak sevgimizi kalbimizde gururla taşıdığımız insandır: Cennet Mekan Abdülhamid Han…

Büyüklerimizden duyduk ve işittik ki, rahmetli olana dek vatanını, milletini düşünmüş, mücadeleyi elden bırakmamış mübarek bir insandır…

Bizler Abdülhamid Han’da kusur aramak yerine, önce kendi kusurlarımıza bakalım, Osmanlı sultanlarının hata ettikleri az görülmüştür, çünkü onlar doğru yolda yaşamış, doğru yolda yürümüşlerdir. Kötü niyetle attıkları bir adım görülmemiştir…

İftira atmaktan veya haksız eleştirilerden ve yalan yanlış bilgilerden Allah’a sığınırım…

Allah-ü Teala bütün Osmanlı Sultanlarından razı olsun…

Allah-ü Teala cennette o mübarek sultanlarla buluşmayı nasib etsin…

Allah’a emanet olun…

 

Serhat Arvas – 03.08.2016

Tarih içinde yayınlandı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir